İçeriğe atla
ZenbûriyyeŞeyh Sâdık Efendi Tekkesi · Üsküdar

Metinlerde geçen tabirler

Sözlük

190 madde Nutuklar ve risâlelerdeki kelimeler
Kılavuz

Bilinmeyen kelimeler

Nutuklarda ve risâlede geçen tabirlerin karşılıkları. Şeyh

A

AHAD
Birler, vahdetin çoğulu (Ehad). Her türlü bilinemezlikte zâtına mahsus tek, bir ve eşsiz olan Yüce Allah.
AHİBBA
Dostlar, arkadaşlar.
AHÎ
Kardeşim.
AKDEM
Daha önce, Daha ileri.
ALİL
Hastalık, sakatlık.
ANDELİB
Bülbül.
ASÂ
Gibi.
ASFİYA
Safiyet, takva ve kemal sahibi.
ATÂ
Vermek, bağışlamak.
AYÂN
Açık, âşikâr.

B

BÂB
Kapı.
BADİ
Sebep olan.
BAHİR
Deniz.
BASAR
Göz, görme.
BEHA
Kıymet, değer.
BEKÂ
Kalıcılık, ölümsüzlük.
BELÂ
(Kâlû Belâ) "Evet sen bizim Rabbimizsin."
BEND
Kıvırmak, bükmek.
BEND
Bent, bağlanmış.
BEZM-İ EZEL
Elest bezmi.
BÎ-GÜMÂN
Şüphesiz.
BÎ-İŞTİBÂH
Şüphesiz.
BÎ-NEVA
Zavallı, nasipsiz, muhtaç, çaresiz.
BÎ-SABIR
Sabırsız.
BÛM
Aylaklık etmek.

C

CÂM
Kadeh.
CÂVİDAN
Sonrasız, sonsuz.
CEBİN
Alın, yüz, korkak.
CEDEL
Tartışma, çekişme.
CELİ
Açık, aşikar, parlak.
CEVAN
Genç, taze, delikanlı.
CİNAN
Cennetler, sekiz cennet.
CÜNÛN
Delilik.

D

DAMEN
Entari, etek, kenar.
DANÂ
Bilen, bilgili.
DÂR
Yer, ev, yurt.
DEHAN
Ağız.
DENÎ
Alçak.
DEST
El.
DÎDE
Göz.
DÎL
Gönül.
DÛR
Uzak.
DÜRR-I YEKTA
eşsiz inci.
DÜŞVÂR
Zor, güç
DÜZAH
Cehennem

E

EDNÂ
Çok aşağı, en alt düzeyde.
ELEST
“Elestü birabbiküm” (Ben sizin rabbiniz değil miyim?)
ELYAK
Daha münasip.
EMRÂZ
Hastalıklar.
ENİS
Dost, arkadaş, yâr, hemdem.
ENVÂR
Nurlar.
ESFEL
En sefil, çok sefil.
ETKİYÂ
Çok takva sahibi olanlar.
ET-TAİBÜ
Tövbe eden, yönelen.
EYNEMA KÜNTÜM
"Nerede olsanız" (Hadid, 4. Ayet).

F

FÂNUS
Süslü, ayaklı fener.
FAZL
Erdem
FİRAK
Ayrılık.
FÜNUN
Fen, ilimler.

G

GÂH
"Yer" manasında son ek, arasıra, bazen.
GAYUR
Gayreti çok olan. Kötülük ve çirkinlikleri şiddetle reddeden.
GAZÛB
Kızgın, öfkeli, hiddetli.
GEDA
Dilenci, yoksul.
GER
Eğer, “yapan, yapıcı” manasındaki son ek.
GÛŞ
Dinlemek.
GÜFT U GU
dedikodu.
GÜMRAH
Gür, yüksek, aşırı derecede büyümüş olan
GÜVÂH
Şahit, gören, bilen, tanıyan.

H

HAKAİK
Hakikatler.
HÂK
Toprak.
HALÂS
Kurtuluş.
HALİS
Karışık olmayan, saf, katışıksız. İçten, samimi.
HERGİZ
Asla, kat’iyyen, hiçbir suretle.
HEM KÂR
“Her yaptığım”
HEMTA
Benzer, denk, eşit.
HEZARAN
Binlerce.
HOD
Kendi.
HURÂN
Huriler.

K

KADEM
Ayak.
KAM-RAN
İsteğine kavuşmuş olan.
KANDE
"Nerede(?)"
KÂN
Bir şeyin menbağı, kaynağı.
KÂRİN
Yakın.
KAYD
Kayıt, yazı, bağ.
KERREMNA
"Kerem kıldık." (İsra, 70. Ayet)
KİL’U-KÂL
Dedikodu, boş söz.
KİZB
Yalan, yalan söylemek.
KUL KÜLL
"Her şey Allahtandır." (Nisa, 78. Ayet)
KUT
Mutluluk
KUY
Köy, mahalle sokak, sevgilinin bulunduğu yer.

L

LA'NAZIR
Eşsiz, benzersiz.
LA-TAKNETU
"Ümidinizi kesmeyin." (Âyet-i Kerime)
LÂ-YEZÂL
Zevalsiz, bitimsiz.
LİKA
Kavuşma, buluşma.

M

MA’ÂSİ
Günahlar, isyanlar.
MABUD
Kendisine ibadet edilen.
MAHFİ
Gizli, saklanmış.
MANEND
Benzer, eş.
MASİVA
Dünya işleri, Allah’tan gayrı her şey.
MEDYÛN
Verecekli, borçlu.
MELÂL
Can sıkıntısı, üzüntü.
MEKKARE
Kiralanan yük hayvanı.
MEN AREF
"Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" (Kendini bilen Rabbini bilir.) (Hadis-i Şerîf)
MERDUD
Reddedilmiş.
MESÂB
Rücu edecek, geri dönecek yer.
MEŞAYİH
Şeyhler.
META
Mal, elde bulunan varlık.
MEZKÛR
Adı geçen, zikr olunan.
MİHMAN
Misafir.
MİR’ÂT
Ayna.
MUHAL
Olamayacak, imkansız.
MUİN
Yardımcı.
MUKARRER
Kararlaştırılmış, kararlaşmış.
MUKTEDA
Kendisine uyulan, önde giden.
MÛNİS
Kendisine alışılmış, sevimli.
MÛTU EN TEMÛTU
“Ölmeden önce ölünüz.” (Hadîs-i Kutsî)
MUYÎ-SER
Saç, baş kılı.
MÜCAVİR
Peygamber Efendimize komşu olanlara verilen bir ünvan. Ailesini, malını mülkünü, dünyalık şeyleri bırakıp, peygamberin şehrinde, yakınında yaşama arzusuyla Medine’ye yerleşenlere denir.
MÜDAM
Devam eden, sürekli, mey.
MÜLHİD
Dinden çıkan, imansız.
MÜSELLEM
İnkâr edilemeyen, karşı çıkılamayan, söz götürmez.
MÜSTAĞRAK
Gark olmuş, dalmış, batmış.
MÜSTECÂB
Kabul gören.

N

NÂDİM
Pişman.
NÂHEMVÂR
Eğri, doğru olmayan.
NAKİ
Temiz, pâk, arif
NÂTÜVAN
Cansız, güçsüz.
NECAT
Kurtuluş.
NEFAHTÜ FÎHİ MİN RÛHİ
"Ona ruhumdan üflediğim zaman" (Hicr, 29. Ayet)
NEGAHAN
Ansızın, birdenbire.
NİKÂT
Noktalar, ince manalar.
NİŞİN
Oturan, oturmuş
NUKUD
Nakitler, akçeler.
NÛŞ
İçmek.

P

PERR’Ü BAL
Kol kanat.
PERTEV
Işık.
PERVÂNE
Işık etrafında dönen küçük kelebekler.
PİYÂLE
Kadeh, bardak.

R

RÂCİ
Geri dönen, yalvaran, rica eden, umutlu.
RE'FET
Acıma, merhamet etme, esirgeme.
REHNÜMÂ
Yol gösteren.
RUGAN
Parlak deri.
RÛZ-İ ŞEB KÂRIN
Gün ve geceyi yapan.

S

SABÛR
Çok sabırlı, günahkâr kullarını cezalandırmak da acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan.
SAHN
Avlu.
SÂİ
Çalışan.
SÂLİK
Bir yola giren, bir tarikata bağlanan.
SÂKİ
Su ve içecek dağıtan.
SAMED
Her şey kendisine muhtaç olduğu halde, kendisi hiçbir kimseye ve hiçbir şeye asla muhtaç olmayan.
SÂYEBAN
Gölgelik.
SÂYE
Gölge.
SEB’A-I SEYYARELER
Yedi gezegen.
SERASER
Baştan başa, büsbütün.
SERDAR
Önder, Askerin başı, kumandan, komutan.
SEZA
Uygun, yaraşır, münasip.
SUBH’U MESA
Sabah-akşam.
SUK
Çarşı, pazar.
SÜLÛK
Bir yol tutma, tarikata girme.

T

TÂB
Mizaç, huy, parıltı.
TEDİB
Terbiye etme.
TEGANNÎ
Şarkı söylemek.
TURÛK
Yollar, tarikler.

U

UMUR
Aldırış etme, önem verme.
URMA
Vurmak.
UŞŞÂK
Âşıklar.
UYÛB
Kusurlar.

V

VİLDÂN
Yeni doğmuş çocuklar, kullar, köleler.
VE NAHNÜ AKREBÜ
"Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf, 16.ayet)

Y

YEKSAN
Birlikte, bir olmak.
YEK
Tek, bir.

Z

ZENBUN
Günahkar, suçlu.
ZİBA
Güzel.
ZÜNÛB
Günahlar, suçlar.

Â

ÂBİD
İbadet eden.
ÂLEM-İ KÜBRA
En büyük alem.
ÂŞİYÂN
Kuş yuvası.

Ç

ÇERAĞ
Kandil, çıra.
ÇEŞM
Göz.

Ö

ÖZGE
Başka.

İ

İN’AM
Nimetlendirme.
İNBİSÂT
Sözde ve amelde zorlama ve yapmacıklık olmadan, kulun yaratıldığı huylarla sülûk etmesidir.
İREF NEFSEK
"Nefsini bil!"

Ş

ŞEKÛR
Az iyiliğe çok mükafat veren. Rızası için yapılan iyilikleri pek ziyadesiyle karşılık veren.
ŞEMS’Ü KAMER
Güneş ve ay
ŞEM
Mum, balmumu.
ŞER’İ ŞERÎF
Şerefli İslam Şeriatı
ŞEŞ
Altı (6).
ŞEYDA
Aşk çılgını, çok tutkun, aşık.
ŞEYHİ'Ş-ŞUYÛH
Şeyhlerin şeyhi.
ŞÜHÛD
Müşâhede etme, görme, şahid olma.